|
|
Tarih : 08.02.2010 01:10:49 |
|
| yaşamları boyu bir kitap okumadan, lacilerini giyip iki dirhem bir çekirdek vekil-i millet, gazete başlıklarıyla, parti sloganlarıyla nara atarak bu ülkeyi yönetiyorlar; aslında yönettiklerini sanıyorlar. |
|
| |
Meclis’teki posbıyıklıların sokak kavgaları, küfürleri şaşırtmıyor, çünkü şiddet bu toplumda günlük bir hayat biçimi olarak varlığını sürdürüyor. Ve yaşamları boyu bir kitap okumadan, lacilerini giyip iki dirhem bir çekirdek vekil-i millet, gazete başlıklarıyla, parti sloganlarıyla nara atarak bu ülkeyi yönetiyorlar; aslında yönettiklerini sanıyorlar.
Bu zapturaptlarla ve kaos çemberinde Anayasa Hukukçusu Prof. Mustafa Erdoğan’ın akılcı analizleri ve eleştirileri net bir şekilde dillendirmesi çözüm sürecine önemli bir katkı sağladığı gibi, iki arada bir derede kalan, kabız aydınlara da örnek olmalı. Böylesi gerçekçi duruş gösterenler çok az maalesef. Bu eleştiriler ve analizler Kürt aydın ve siyasetçileri tarafından yapılsaydı böylesine dikkat çekmeyeceği gibi, etnik milliyetçi, bölücü, Kürtçü olarak damgalanırdı. Temel hak ve özgürlüklerin uygulanmadığı bir ülkede güçlü muhalefetlere ve ötekilere ihtiyaç vardır. AKP’nin, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununu çözmesinde kararlı olduğuna inanmak isterdim. Sorunu çözüyormuş gibi görünmek ile yenilikçi, kalıcı bir siyasetle, birlikte yaşayabilmenin anahtarını oluşturabilmek, samimi adımlar atmayı gerektiriyor.
Prof. Erdoğan’ın da işaret ettiği gibi, birçok Kürt aydın ve siyasetçinin de hemfikir olduğu, AKP’nin Kürt açılımıyla Kürtleri AKP’lileştirdiğini, tabanındaki milliyetçi ve tutucu kadronun askerî vesayet karşısındaki muğlaklığıyla Kürt sorununun gözardı edildiğidir. “Açılım” popülizmi, yanılsama ve oyalamadan başka bir şey değil maalesef.
Batmane... Batmane...
Batman’da tango kursu açılmış ve kursu açan güya tehdit edilmiş. Dernek yöneticisi bir TV programında tehdit almadığını söylediğinde Hakkı Devrim, yapılan bu saldırıdan gizli bir keyif duyduğunu ve dernek yöneticisini kahramanlaştırmak gerektiğini söylüyor. Kahramanlaştırmak isteyen zihniyet ile kahraman ilan edilenler kurban ve cellât oyununu oynamıyorlar mı? Yüceltiyormuş gibi görünerek, haklılığı sözde dillendirerek ötekileri kıvama getirme ya da kendilerine benzetmeden başka bir şey değil bu oyun aslında.
Salt intihar eden kadınlarıyla anılan, faili belli cinayetlerle pilot bölge seçilen Batman’da açılan tango kursuna giden kesim belli. Köylerinden sürgün edilenler, işsizliğin ve yoksulluğun pençesinde kıvrananlar, gelenekselliğin ve modernitenin arasında sıkışıp kalan, şaşkına dönen toplum; katı kuralları ve var olan değer yargılarını algılamaya çalışanların intiharlarında psikanalistik ve sosyolojik analizlerden çok bunun siyasal ve toplumsal boyutu değil mi belirleyici olan. Batman’ın kadın intiharlarıyla lokalize edilmesi, cinayetlerin kamuflajı mı diye düşündürürken, tango meselesi de bu sanıyı veriyor.
Diyarbakır Bağlar semtinde dayısının oğluyla zorla evlendirilmek istenen ikiz kardeşlerin dramı, çaresiz mağdur ve kurbanlık koyun gibi satılan kızların ve kadınların sorunlarını bir kez daha anımsattı. Şüphesiz bu sorunların temel kaynağı bölgenin devlet tarafından planlı ve sistematik olarak ekonomik ve sosyal açıdan geri bırakılmasıdır. Bir de yıllardır süren savaş ve baskılar, aşiretsel yapılanma... Kadınların biraz olsun kurtuluşu, hatta erkeklerin kurtuluşu Kürt sorununun kabulüne ve çözümcü demokrasiye bağlı.